rss
twitter
    Ne mutlu Türküm diyene!
Haluk Berkmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haluk Berkmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Türk Ateş Kültü



Türk Ateş Kültü

ÖNTÜRK KÜLTÜRÜ’nde KÜN (GÜNEŞ) ısı ve ışık kaynağı olduğu gibi, yeryüzünde de ATEŞ hem, ısı, hem ışık verir. Bu yüzden yeryüzünde GÜNEŞ’in, yani TANRI’nın temsilcisidir. Bu yüzden kutsaldır.

ATEŞ yakılan yer OCAK’tır, bu yüzden çoğu kere ikisi aynı anlamda kullanılır. OCAK’sız barınak olmaz… Bu yüzden OCAK hem eve, hem de AİLE’ye işaret eder. “Ocağın tütsün, ocağımızı söndürme” gibi ifadeler günümüzde bile AİLE’nin devamına işaret eder. Geçmişte pek çok aile ocaklarını hiç söndürmeden sürekli yakarlardı. Modern hayatta önce sobalara, sonra da kalorifere geçince, bu kavram önemini kaybetmeye yüz tutmuştur. - Tahir Türkkan

ALTI YARIK TİGİN’DEN BİR BÖLÜM

Aşağıda Macar Türkolog Aurel Stein tarafından 1907 yılında İçki Türkistan diye bilinen bölgede Miran (Tun Huang, Çin) kalesinde 3 yaprak halinde bulunan ALTI YARIK TİGİN’den orijinal bir metni bulunmakta.



Yazının bugünkü Türkçe’ye tercümesi şöyle:

- “Takvimin ong yılının beşinci ayının sekiz yirmincisinde (M.Ö. 18.5.519) beldesinin kralı olarak Sahib-ı Muvaffak’ı, teşyi olunarak geldi, canlı-ruh olabilmek üzere namının yakılması suretiyle TANRI’ya geçebilmek için. “

- “Ateşte yakılmak suretiyle geçmişe, BÜ olarak yakılmış olması dolayısiyle ‘muvaffak olarak ölen namın uçurulması’ gayesiyle yapılan dua sebebiyle muvaffak oldu. “

- “OK ÖNGIM GOİNG isimli halk yüzünün OT-OZ askeri olarak gelen, bir TEK Rabbe inananların beş ordularının beyi hakkındaki işbu yazıyı dinimizin Hizmetkârı olarak yazan BUĞUN TUR (üstün dinî kurum) mensubudur. “

Bu metin TÜRKLER’deki TEK TANRI inancını ve ATEŞ KÜLTÜ’nü açıkça ortaya koyması bakımından son derece önemlidir. - Kazım MİRŞAN

Ön-Türkçe ateşe, tüm görünen evrene de ON denirdi. Türklerin ON OĞUZ federasyonu olduğundan söz edilir ve 10 tane boydan oluşmuş bir OĞUZ federasyon olduğu sanılır. Benim görüşüm bu inanın yanlış olduğudur. On Oğuz veya ON-OK-UZ /evrene ait Oklarız/ demektir. Keza DOKUZ OĞUZLAR, 9 tane boydan oluşmuş bir federasyon olmayıp OT-OK-UZ yani /ateşe ait Oklarız/ demektir. Burada yine, zaman içinde, bir değişim olmuş OT-OK-UZ , TOKUZ , DOKUZ değişimine uğramıştır. Keza ÜÇ OĞUZ boyları 3 tane boyu ifade etmiyor, sadece UÇ-OK-UZ, yani /UÇ Oklarıyız/ (UÇ tepede duran, en yüksek olan) anlamını taşıyor.

Haluk Berkmen

Ant - And



Ön-Türk toplumlarında, en eski tarih öncesi dönemlerden itibaren yemin törenlerinin kayda geçirilecek kadar önemli olduklarını görüyoruz. Bu törenler büyük topluluklar karşısında yapılır, yemin eden kişi “Tolu” denen bir kutsal içeceği içerdi.
Haluk Berkmen

"Yüeçi kralının başı altınlatılıp and kadehi yapıldı. Büyük devlet akit ve andları bu kadehle yapıldı. Göktürk devleti kendisini eski Juan-Juan devletinin mirasçısı olarak gördü. M.Ö.43 yılında Hunlar ile Çin elçileri arasında andlaşmalar “and kadehi” ile yapıldı."
Bahaeddin Ögel

Bu sözlerden anlaşılacağı üzere tüm önemli olaylarda (tahta çıkma veya diğer bir devlet ile yapılan anlaşmalarda) and içilmektedir. Burada dikkat çeken söz and içildiği asla and-söylenmediğidir. Ayrıca bugün kullanmakta olduğumuz “anlaşma” sözünün aslı “andlaşma” olduğu görülüyor. Yani, karşılıklı oturup anlaşma imzalanmıyordu, kadeh kaldırılıp and-içiliyordu. And içilen kadehin adı da “tolu” idi.
Haluk Berkmen

“Cengiz hanın küçük oğlu tahta çıkmadan önce, kendi yerine, Toluy’un han olmasını istemişti. Tahta çıkarken kadehi Toluy’un elinden aldı. Orada bulunanların hepsi 9 defa diz çöktüler.”
Bahaeddin Ögel

Moğollarda and kadehi olan “tolu” öylesine önemseniyordu ki Cengiz Han oğullarından birine Toluy adını verdi. B. Ögel, Özbek sarayındaki Kımız (at sütü) içme töresini şu şekilde aktarmaktadır.
Bahaeddin Ögel


Çift sesli bir ünsüz olan ve tüm ünlülerle birlikte kullanılabilen bu harf, Türk töresinde bir söz üzerinde karar kılmak, yemin etmek amacıyla yapılan bir törende kullanılan kaba (tasa) benzemektedir. Eski Türkçede, bugün de kullanılan "ant içmek" deyimi bulunmaktadır. Bir konu üzerine söz verecek (yemin edecek) Türkler, "ant" adı verilen bir kabın içine biraz kımız koyar, o kımıza da "ant içecek" tüm kişiler bileklerini keserek bir damla kan akıtırlarmış. Daha sonra o karışımdan, kişiler bir yudum içer ve böylece sözleri üzerine "ant içmiş" (yemin etmiş, anda olmuş) olurlarmış. İşte "ant" kabındaki "nt" sesini karşılayan bu harfin, bu nesneden hareketle oluştuğu söylenebilir.
Talat Tekin

Kuşhan Kralı Hakan Tekin



Kuşhan Kralı Hakan Tekin

Kralın adını Yunan harfleri ile Mαασηνo (maaseno, Mahasena) olarak okumaktadırlar. Birinci harfin büyük oluşundan yazıyı soldan sağa doğru okumak gerektiğini anlıyoruz. İlk harf açıkça bir H sesini veriyor. Bu harf Orhon abecesinde bulunmuyor. Çünkü Türkçe’de daima KH sesi bir-arada genizden telaffuz edildiğinden tek başına bir H sesini verecek olan işarete (damgaya) gerek duyulmamıştır. Dolayısıyla, H harfi geç döneme ait bir alıntı olsa gerek.

İkinci harf bir A olup Etrüsk abecesinde aynısı vardır. Üçüncü harf ile ikinci harf arasında büyük fark bulunuyor. Bu farka rağmen yazıyı okuyan ‘uzmanlar’ her iki şekle aynı A sesini uygun görmüşlerdir. Ayrıca araya bulunmayan bir de H sesini katarak MAHA şeklinde okumuşlardır. Oysa ki, Orhon harfleri arasında üçüncü harfin aynısı olan ve IQ (genizden) sesini veren işaret bulunmaktadır.

Keza dördüncü harf da Orhon abecesinde bulunan ve AN sesini veren işarettir. Bu durumda buraya kadar HAIQAN yani HAKAN sözü ortaya çıkmış oluyor. Dördüncü harfin Yunan Sigma harfi (σ) ile hiçbir ilişkisi olmadığı görüşündeyim. Çünkü sigma harfi daima kapalı bir daire ve üzerinde bir düz çizgi ile yazılmıştır.

İsmin devamında Te-Q-İNT seslerini veren işaretler de Orhon abecesinde aynen bulunmaktadırlar. Bir bölüm TEKİN olarak okunursa birlikte kralın adı HAKANTEKİN olduğunu çözmüş oluruz.

Asıl resme bakarsak son harfin bir O olmadığı ve Yunan Theta harfine benzediği görülür. Yunan Theta harfi ise Orhon INT /İNT şeklinden dönüşmüş olduğunu ve bu şeklin aslen Tengri damgasından türediğini söyledim.

Öyle anlaşılıyor ki, çok eski bir köke sahip olan Kuşhan kültürü zaman içinde Yunan-Pers-Hind kültürlerini etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. Son dönem Kuşhan krallığı karışık bir abece kullanarak Orhon (Ön-Türk) köklerinden kopmuş, MS. 250 yıllarında tarih sahnesinden silinmiştir.

Doç. Dr. Haluk BERKMEN

Khazar Türkleri



KHAZAR TÜRKLERİ

Khazar halkı Orta Asya kökenli bir Türk boyu olup MS. 5. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir. Zamanla çevrelerini Kiev Rusları ile Bizans imparatorluğu batı ve güney-batı sınırlarında Hıristiyan dininin baskısını arttırıyordu. 10. yüzyıldan itibaren de güneyden ve güney-doğudan gelen İslam orduları ile savaş halinde oldular. Bu iki güçlü dini baskıya karşı koymak için Hazar yöneticileri Musevi dinine geçmeyi kendi bağımsızlıklarını korumak açısından daha uygun buldular. (Kaynak: 13. Kavim, Arthur Köstler, 1976, ve The History of the Jewish Khazars, Douglas M. Dunlop, 1967)

Dilleri Türkçe olan ve yazıları da Orhun abecesine son derece benzeyen bu ulusun -1200’lü yılları sonlarına doğru- Moğol saldırıları sonunu getirmiştir. Batıya ve güney-batıya doğru dağılmak zorunda kalan Hazar halkı Bulgarlara, Macarlara ve Almanlara karışarak tarih sahnesinden silinmişlerdir.

Hazar denizi adını Hazar adından alır. Asıl şekli KHAZAR olan bu adın aslı OKH-AS-ER olup, OK ve AS boylarının erleri oldukları anlaşılıyor. KHAZARİA adının ise, OKH-AS-ER-ÖYÜ (KHASER ülkesi) anlamına gelmektedir. İyi ata binen Khazar savaşçıları batıdaki ordularda Hussard olarak görev almışlardır. Yakın tarihe kadar Hazar halkının küçük topluluklar halinde Litvanya’da ve Ukranya’da Kırım yarımadasında yaşadıkları biliniyor.
Ukranya’nın başşehri olan Kiev de Hazar Türkleri tarafından kurulmuştu. Kiev adı KIYI-EV sözlerinin bitişmesi sonucu oluşmuştur. (Kaynak: An Introduction to the History of Khazaria, Kevin Alan Brook, 1999) Diğer Khazar şehirleri Sarkel, Atil (Etil), Tmutorokan, Kerç ve Samander.

Hazarların yazısına bir örneği üstte görüyoruz. Bu altı harfli Hazar sözcüğü 10. yüzyılda yazılmış olan bir mektubun en altında kayıtlı olan OKHQURÜM sözüdür. (Kaynak: Yukarıda verilen Kevin Alan Brook, 1999) Sağdan sola doğru ilk harf Orhon abecesinden dönüşerek değişime uğramış OKH sesini veren şekildir. Daha sonra bu şeklin bilinen K harfine dönüştüğünü gördük.

Alttaki mor harfler değişikliğe uğramamış Orhon harfleridir. Hemen altında bugün kullanmakta olduğumuz Latin harfleri ve en üstte asıl KHAZAR harfleri görülüyor. (En yukarıda ise metnin orjinali yer almakta) Anlaşılan okuyan kişi OKUDUM yazmak yerine OKURUM şeklinde geçmiş zaman yerine geniş zamanı kullanmayı tercih etmiştir.

Size Khazar Türkçesinden birkaç örnek cümle sunayım:

Kaytmamen artkarı sezimden. (Sözümden asla dönmem)

Bu ifadede Kaytmamen, bugün biraz da argo olmuş /kaytarmam/ olmaktadır. Artkarı ise “art” /geri/ demek olduğundan /geriye dönmem/ demektir. Sezimden ise açıkça /sözümden/ olmaktadır. Ancak cümlenin devrik olduğuna dikkat çekmek isterim.

Da algışladı allarnı tangrı. (Ve onları Tanrı kutsadı)

Bu ifadede baştaki “da” bizim kullandığımız /ve/ olmaktadır. Algışladı ise /alkışladı/ yani kutladı veya kutsadı anlamını taşıyor. Allarnı sözü ise /onları/ demek oluyor.

Sendir otnu suvba, yamanlıknı dostlukba. (Ateş suyla, düşmanlık dostlukla söndürülür).

Bu ifadede sendir /söndür/, suvba /suyla/, yamanlıklı /düşmanlık/ olduğu görülmektedir.

Doç. Dr. Haluk BERKMEN